Sandığa atılan her oy pusulası kadar, dillerde dolaşan her ezgi de tarihe not düşer...
Türkiye’de seçimler yalnızca siyasetle değil, notalarla, ritimle, duyguyla yaşanır...
***
Türkiye, 1950’de çok partili hayata geçtiğinden beri yalnızca oy pusulalarıyla değil, kulaklara kazınan melodilerle de seçime gider. Sandıklar kurulur, liderler meydanlara çıkar, bir de fonda yükselen bir ezgi olur ki o şarkı her şeyin özetidir. Ne söylemde ne afiştedir bir kampanyanın özü, bazen bir cümlede değil, bir notada saklıdır.
İlk kıvılcım 1965’te yanar. Türkiye İşçi Partisi’nin kullandığı “Yarının Şarkısı” o güne dek görülmemiş bir şeyi dener: siyaseti müzikle anlatmak. Tülay German’ın sesiyle yükselen bu şarkı, bir idealin, bir geleceğin hayalini verir seçmene...
“Gelin çocuklar el ele verin,
Kurulsun şen yarının şarkısı.”
O dönem hâlâ çoğunlukla klasik nutukların etkili olduğu bir Türkiye’de, halk ilk kez sandığa melodik bir çağrıyla gider.
70’lere geldiğimizde Ecevit rüzgârı eser...
“Karaoğlan” efsanesi sadece miting meydanlarında değil, şarkılarda da yankı bulur.
Şenay’ın “Hayat Bayram Olsa" şarkısı, CHP’nin umut politikalarını besler...
O şarkı sadece seçimde değil, düğünlerde, parklarda, sokaklarda da çalınır. Zamanın ruhu, sosyal adaletle yoğrulmuş bir “bayram” düşüyle sarmalanır...
“Bugün, belki de son gündür birlikte olduğumuz,
Bugün, hayat bayram olsa…”
Aynı dönemde Adalet Partisi başka bir yola sapar: “Komüniste Kanma Zühtü” gibi doğrudan hedef alan türküvari şarkılarla seçmeni korkuya, savunmaya çeker:
“Komüniste kanma Zühtü,
Oyunu ona verme.”
İdeolojik kamplaşmanın müziğe sirayet ettiği yıllardır bunlar...
80'ler ise Özal ile birlikte başka bir tınıya bürünür. “Arım, Balım, Peteğim” gibi şarkılar, siyaset diline daha neşeli, daha bireysel bir ton getirir.
Kampanyalar artık sadece vaatlerin değil, duyguların da yarıştığı platformlara dönüşür...
“Arım balım peteğim,
Canım gülüm çiçeğim…”
Seçim müziği bir tür reklam jingle’ına yaklaşır. Popüler kültürle siyasetin iç içe geçmesi hızlanır.
90'larda ise her şey hızlanır. Sezen Aksu’nun "Hadi Bakalım” şarkısı ANAP’ın kampanyasında çalar ama aslında bir dönemin temposunu yansıtır...
Serbest piyasa, kentleşme, özelleştirme...
İşte bu şarkılar seçmenin zihninde sadece bir partiyle değil, bir yaşam tarzıyla da eşleşir...
“Hadi bakalım kolay gelsin,
Bir acayip zor yarış…”
Aynı dönemde Ecevit’in yazdığı ve Onur Akın’ın seslendirdiği “Ak Güvercin” unutulmazlar arasına girer.
Barış, umut ve tevazu kelimeleri, artık yalnızca sloganlarda değil, melodilerde de yankılanır:
“Gözün aydın Türkiye, Ak Güvercin geliyor...”
Ve sonra 2000’ler…
Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasetin merkezine yerleşmesiyle birlikte şarkıların tonu da değişir.
Önce "Haydi Anadolu" derler sonra Uğur Işılak’ın “Dombra”sı çalınır kulaklara... Beraber ıslanırlar yağmurlarda...
Dombra yalnızca bir kampanya müziği değildir. Bir tür iktidar manifestosu, bir meydan okuma marşıdır. Orta Asya bozkırlarından gelen bu melodi, Anadolu sokaklarında yankılanır...
“Bu dava Horasan'dan,
Alıp gelen erleri…”
Zamanın ruhu artık ne naif bir çağrı ne de soyut bir idealizm taşır. Ritmi yüksek, mesajı net... “Buradayız!”
CHP ise bu dönemde daha duygusal bir kulvarda kalır. Onur Akın’ın “Bir Islık da Sen Çal” şarkısı, dayanışma ve umut temalıdır...
“Islık çal, susma çocuk,
Umut yine bizimle olacak.”
Ama siyasal müzik, artık sadece anlatıyla değil, etkiyle ölçülmektedir. “Kim kulağa daha çok çalınıyor?” sorusu, “Kim ne vadediyor?”un önüne geçmeye başlar.
Seçim şarkıları yalnızca politik değil, aynı zamanda sosyolojik belgelerdir. Hangi yılda neye güldük, neyden korktuk, neyi özledik... Hepsi bu şarkılarda vardır. Bazen bir nakaratta özgürlük arzusu gizlidir, bazen bir mısrada ekonomik kaygılar...
Bazen de bir şarkı, ortada seçim yokken çıkar karşımıza...
Tarkan’ın 2022’de yayımladığı “Geççek” şarkısı, tam da böylesine bir atmosferde patlak verdi. Ne bir partiye yazılmıştı ne de açık açık siyaset içeriyordu. Ama toplumun ruh hali öyle bir noktadaydı ki, her dize bir mesaj, her nakarat bir çağrı gibi okundu...
“Bir gün elbet bitecek,
Dertler de gidecek,
Oh, oh, oh, geççek, geççek…”
İktidarı eleştirenler şarkıda umut buldu, iktidar yanlıları ise şüphe...
Şarkı liste başı olurken aslında başka bir gerçeği açığa şüphe. Seçim şarkıları bazen seçimden önce gelir...
Sandık kurulmadan önce, toplum çoktan kendi içinden bir melodiyi seçmiş olabilir.
Bu ülkede her seçim aslında bir beste yarışmasıdır. Kazanan parti, çoğu zaman yalnızca vaatleriyle değil, sesiyle, şarkısıyla, melodisiyle akıllarda kalır.
Aslında müzik hafızaya sızar, ruhu sarar, kalbi ikna eder. Sandıktan çıkan sonuç, belki de çoktan bir marşın ya da şarkının içinde yazılmıştır.
Kim daha fazla hissettirirse o kazanır...
Kalın sağlıcakla...




