Evde bir sessizlik olur bazen… Ne bir söz, ne bir gülüş, ne de bir şarkı… Ama o sessizliğe anlam katan bir varlık vardır...
Bir kedi...
Öylece yanınızda kıvrılırken, hayatın tüm telaşını unutturur. Tırnaklarını koltuğa geçirse de gece ansızın üstünüze atlayıp uykunuzu bölse de…
O, evin neşesi, duygusu ve hatta bazen tek gerçek dostudur.
Benim de iki can yoldaşım var.
Şanslı ve Toprak...
İkisi de farklı dünyalar, farklı mizaçlar ama aynı kalpten gelen iki sevda gibi…
Şanslı ismi gibi, sokaktan şefkate çıkan bir mucize. Toprak ise sabırlı, dingin ve kendine has bir bilgelikle evin ruhunu tamamlıyor. Her biri birer öykü ve öğretmen gibi…
Kedinin hikâyesi çok eskilere dayanır. Mısır inanışında tanrıça Bastet’in kutsal hayvanı olarak bilinir.
Tarihi kaynaklara göre firavunların saraylarında onlara adeta ilahi bir saygı gösterilirdi. Öyle ki bir kediyi öldürmenin cezası idamdı. Mumyalanıp sahiplerinin yanına gömülenler bile vardı. Çünkü onlar, öte dünyada da yalnız bırakılmaması gereken dostlardı.
Zamanla Avrupa’da da yaygınlaştılar ama ne yazık ki Orta Çağ karanlığında şeytanla ilişkilendirilip cadılarla birlikte yakıldılar. Kara kediler bu yüzden hâlâ uğursuzlukla anılır bazı yerlerde… Oysa bir kedi, hangi renkte olursa olsun, huzur getirir.
Osmanlı’da ise kediler bambaşkaydı. Sokaklarda onları besleyen dükkan sahipleri, cami avlularına kedi evleri koyan hayırseverler vardı. Hatta vakıflar kurulmuştu kediler için. Evliya Çelebi, seyyah olmasaydı belki de bir kediyle bir odada ömür geçirirdi.
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) kedi sevgisi, insanlık için örnek olacak türdendi. “Muezza” adını verdiği kedisini öyle severdi ki bir gün onun cübbesinin ucunda uyuduğunu görünce, kediyi rahatsız etmemek için cübbesini keserek kalktığı anlatılır. Merhametin, inceliğin, sevginin en güzel haliydi bu. Onun bu davranışı, kedilere olan şefkatin İslam kültürüne nasıl kök saldığını gösterir.
Modern dünyada artık kediler evlerin vazgeçilmezi…
Ama hâlâ sokakta mücadele eden, aç kalan, incinen binlercesi var. Ve onlar için “kurtuluş” sadece bir insanın merhametine bakıyor.
İşte Şanslı da öyleydi. Bir gün soğukta, balıkçı masasının altından gözleriyle seslendi bize… “Beni görün…” dedi. O günden beri ne zaman kötü hissetsem, gelip başını dizime koyuyor. Belki de “Sen de benim şansım oldun” diyor.
Toprak ise adını doğallığından aldı. Kar örtüsünün üzerinde gri bir noktaydı bulduğumuzda...
Geldiğinde bir saksıyı devirmiş, toprağın içine yayılmıştı… O an anladım, bu kedi hayatıma kök salacak.
Öyle de oldu...
Gözlerimin içine bakarak hiçbir şey söylemeden her şeyi anlatıyor. Çünkü kediyle insan arasında öyle bir bağ vardır ki, kelimelere gerek kalmaz.
Bir gün yaşlı bir komşu kadının söylediği sözler halen kulaklarımda...
“Evladım, yalnızlık sanılıyor ya bazen… Ben yalnız değilim, kedim var. O bana çocukluğumu, sevdiğimi, eşimi, her şeyi hatırlatıyor. Hem de hiçbir şey istemeden…”
İşte budur kedinin yeri…
Bir fotoğraf karesinde değil, koltuk kenarında uyuklayan bir dostta… Bir mırıltının ortasında kalbinizde çarpan bir sevgi kıpırtısında…
Şanslı ve Toprak, hayatımın en sessiz ama en derin sohbet arkadaşları…
Biliyorum ki bir gün bu dünyadan çekip gittiğimde, onlar ruhumun ucundan tutup bana “Sen iyi bir insandın. Merhametliydin. Belgesi de biziz” diyecekler.
Çünkü bir kedinin yargısı, insan yargısından çok daha sadıktır. Sadece eksikleri değil, güzellikleri de hatırlarlar...
Kalın sağlıcakla…




