Haber: Yaprak KAPLAN
Program, İstiklâl Marşımız'ın okunması ve bir dakikalık saygı duruşunun ardından ADD Genel Merkez Yöneticisi Cem Arkan'ın açılış konuşması ile başladı.
Cem Arkan: “Yeni anayasa konusunda bilgilenmek herkesin hakkı!”
Arkan; “ülkemizde yeni anayasa değişikliği gündemde ancak bu vatandaşlara ne kadar ve nasıl anlatılıyor? Bu konuda ne kadar bilgiliyiz? Birbirinden kıymetli konuklarımız ile yaptığımız konferans serimiz devam ediyor. Bu akşam yine çok kıymetli bir hocamızı ağırlıyoruz. Prof. Dr. Ümit Kocasakal hocamıza bizi kırmayıp, geldiği için çok teşekkür ederiz" dedi.
"Bu konuyu Türkiye'de gündem yapacağız"
Av. Arif Anıl Öztürk ise ülkenin şuandaki en önemli konusunun anayasa değişikliği olması gerektiğini altını çizdi. Öztürk; bu konu hakkında doğru bilgi edinmek bütün vatandaşların hakkıdır. Bizler de bu konuyu ülkenin gündemine taşıyarak, önemli isimlerin fikirlerini açıklaması gerektiğini düşünüyoruz" dedi.
Av. Çakır: "Kemalistler ayağa kalkmak zorunda"
Konferansın moderatörlüğünü yapan Av. Ozan Çakır ise "yeni anayasa" söyleminin kavramsal olarak açıklamasını yaptı.
Çakır; " Devrim yaptık. Yeni bir anayasa yaptık. Daha sonra ise var olan anayasada değişiklik yapılır. Yani yepyeni bir anayasa söylemi doğru değildir. Buna göre yeni bir devlet kurmak olur. Ancak değişiklik yapılabilir. Bu nedenle bu kavram tartışma konusu oluyor. Anayasamızda ilk 4 madde değişemez. Gördüğümüz kadarıyla 66. maddede bazılarında alerjiye neden oluyor.
Büyük devrimci Şevket Süreyya Aydemir'in bir sözü vardır; "Kemalizm orta malı değildir!"
Kemalizm birden çıkmış bir fikir değildir. Tarihsel kökleri vardır. Atatürk'ün ve arkadaşlarının derin felsefi kaynaklar ile beslenip, büyümüş ciddi bir fikirdir. Biz bunu CHP 1935 kıngresine bakarak görebiliriz.
Biz Kemalistler olarak varolan haklarımızı ne kadar koruduk? Var olan anayasamızı ne kadar koruduk? Bugün burada olmamızın sebebi bu mudur? Bence bunlar da konuşulmalıdır. 1930'larda Kemalistlerin kullandığı bir slogan varmış 'durmayalım düşeriz" durmamamız gerekiyor. Devrim sürekli gelişen bir şeydir. Durağan değildir.
Atatürk sonrası giderek yavaşlayan ve 1971 sonrası teorik anlamda da pratik anlamda da Kemalizmin giderek yavaşladığı ve neredeyse bu fikir akımının azaldığı bir döneme girmiş durumdayız.
Şimdi ayağa kalkmak zorundayız. Eğer ayağa kalkmazsak birçok şey olabilir. Bunu görüyoruz. O nedenle bizlerin ayağa kalkması zorunludur. Daha müreffeh ve yaşanabilir bir ülke için bizler ayağa kalkmak zorundayız.
Anayasa değişikliği tek başına bir anlam ifade etmez. Siz onu nasıl yaptınız ve nasıl uyguladınız ve o anayasa değişikliğini kimler yaptı?" Diyerek yasaların nasıl uygulandığına da bir anlamda dikkat çekti.
Prof. Dr. Ümit Kocasakal ise konuşmasına ADD Kartal Şubesi’ne teşekkür ederek başladı. Kocasakal; yurttaş kelimesinin önemine dikkat çekti, yeni anayasa söyleminin üzerinde dikkatle durulması gerektiğini ifade etti, millet olmanın önemine dikkat çekerken; verdiği ilginç örnekler ve anekdotlarla da dinleyicileri bilgilendirdi.
Prof. Dr. Kocasakal: “Yurttaş kelimesi: herkesi kapsar!”
Kocasakal; “En çok yurttaş kelimesini severim. O kadar kapsayıcı bir anlam içerir ki “hiçbir etnik, mezhepsel, dinsel, kökensel ayrıma girmeksizin direkt birleştirir. Yurttaşım dediğiniz anda; alt kimlik aidiyeti kalmaz. Konuya şuradan başlamak isterim; millet! Millet olmak demek; aynı kökten, aynı boydan gelmek demek değildir. Millet olmak aynı yoldan gelmek demektir. Aynı yolda yürümek, demektir. Millet olmak; aynı geçmişe, aynı geleceğe, aynı şarkıya, aynı türküye sahip olmak demektir.
Dünyanın en büyük zırvalıklarından biridir; “eşit yurttaşlık” ifadesi. Eşitlik içermeyen bir yurttaşlık olamaz! Bu nedenle “eşit yurttaşlık” da olamaz. Yurttaşlık, zorunlu olarak eşitlik içerir. Sen kimi kandırıyorsun? Diyorlar ki; “Kürtler eşit vatandaş olduğunu hissetmiyor” siz asıl Kürt kökenli vatandaşlarımızı başkalaştırıp, ötekileştirip, onları azınlık haline getirmeye çalışan da sizsiniz, onları emperyalizmin kucağına atmaya çalışan da sizsiniz!
Bugüne kadar; DEM’lilerin ağzından Kürt kökenli vatandaşlarımızın kanını emen feodaliteye, toprak ağalığına tek bir söz duydunuz mu? Sorsanız bunlar solcu! Bu çizgi zamanında tekke ve zaviyelerin yeniden açılması için kanun teklifi verdiler. Halbuki sorsanız sol ve seküler olduklarını söylerler.
ABD’ye Ortadoğu’dan defol! Diyemiyorlar. Ama ABD’nin kara gücü olmayı kabul ediyorlar”
Kocasakal: “Mızrak çuvala sığmaz!”
Sloganlaşan cümle kalıpları ile kavramların içinin boşaltıldığına ve bu söylemler ile toplumun ayrıştırıldığına dikkat çeken Kocasakal şöyle devam etti:
“Mecliste solcu geçinen bir parti daha var. Finlandiya’nın NATO oylaması 271’e 0 geçti. Sen sosyalistsen neden oraya gidip; NATO’ya hayır! Finlandiya’ya hayır! Diyemedin.
Türkiye’de işler; sloganlara indirgendi. Eşit yurttaşlık kadar inançlara saygılı laiklik ifadesi de o kadar zırvadır. Laiklik zaten zorunlu olarak inançlara saygıyı içerir. Burada başka bir şey söylenmek isteniyor aslında.
Yeni anayasa aslında; yeni devlet yeni egemenlik bölüşümü ve tapu demektir. Bu tapu tahsis davasıdır. Tapunun hissedarlarını değiştirmek istiyorlar.
İnanılmaz bir tuzak var. Kendilerince öyle güzel gizlemeye çalışıyorlar ki! Ama mızrak çuvala sığmaz!”
Emperyalizm kuşatırsa tehlike her yerde!
Prof. Dr. Ümit Kocasakal, emperyalizmin en çok Atatürk ilke ve devrimleriyle sorunu olduğunun altını çizdi. ABD’nin 1898 yılından bu yana izlediği politikayı anlattı: “seçim ve sandık her şey değildir” dedi.
Metodoloji çok önemlidir. Bir yapboz düşünün. Kutudan bir parçayı alın; ne görürsünüz? Hiç. Çünkü o parça bir bütün içinde anlam ifade eder. İşte küresel sistem ve emperyalimin bugün en güvendiği şey şudur; bütünü bin parçaya böldüğü için ve içinden birini alıp kullandığı için diğerleri göze batmıyor. Hukuk devleti mesela; tek başına kullanıyor. Küresel sitemin işleyişini bilmeden, diğer detayları bilmeden hangi hukuk devletinden bahsedeceksin?
Rockefeller 1956’da Eisenhower’a bir mektup yazıyor. Türkiye’nin NATO’ya girişinden 4 sene sonra. Mektupta; Sayın başkan artık Türkiye’ye iktisadi yardım yapmanıza gerek yok. Çünkü oltadaki balığın yeme ihtiyacı kalmamıştır. Bu yardım belki yapılabilir ama ABD’nin çıkarlarını gözetecek iktidarların işbaşına getirilmesi ve muhafazası için yapılmalıdır.”
1898 yılında ABD Senatosunda gizli oturum yapılıyor. Orada; askeri güç gerekli olmakla birlikte, pahalıdır. Ama yeni ABD siyaseti artık dünyayı kendi hükümetleri ile yönetmelidir. Yani devşiririm ve bana uygun iktidarlar ile o ülkeyi yönetirim, diyor.
Seçim ve sandık demek her şey demek değildir.
Demek ki tek tek parçalara değil, o resmi oluşturan büyük parçalara bakmak gerekir.
Gölge oyununu nereden izliyorsunuz?
Hacivat karagöz – gölge oyunumuz ben çok severim. Bakın; bu oyunu nereden izlediğiniz her şeyi belirliyor.
Siz bunu perde önünden izlerseniz; güya kavga eden birbiri ile didişen iki kişiyi görüyorsunuz. Ama gerçeği perde arkasında gizli! Perde önünde iki kişiyi oynatan da seslendiren de aynı kişi! Siyasi kavga değil mi? Mesela bizim Cumhurbaşkanı diyor ki; bizim hedefimiz Avrupa Birliği, diyor. CHP Genel başkanı bize Avrupa Birliği gerek diyor. Peki farkınız nedir o zaman?
Kurucu lideriniz Atatürk size asla Avrupa Birliğini falan göstermedi! Atatürk’ün örnek verdiği muasır medeniyetler seviyesi bir coğrafi bölge veya aidiyet değil ki! Kendin kalarak yükselmek demek. O nedenle lütfen perde önünden gördüğünüz sanal kavgalara inanmayınız. Perde arkasında kim neyi oynatıyor, ona bakınız.
Mesela; Graham Fuller’in Yeni Türkiye kitabını okumanızı öneririm. Bugüne kadar yaşadığımız her şeyi yazıyor. Bu bir planlama. Kendince yeni Türkiye’yi üç sac ayağına oturtmuş.
- Kemalizm tasviye edilmelidir, diyor. Çok önemli çünkü Kemalizm, Türkiye Cumhuriyeti’nin bağışıklık sistemidir.
- Türkiye o Osmanlı’daki çok dilli döneme geri dönmelidir, diyor.
- Ilımlı İslam. Bu terim İslam’a büyük bir hakarettir. İslam’ın soğuğu sıcağı olur mu? Peygamberi belli, kitabı belli. Allah’ın indirdiği din. Bütün kuralları açık.
Piyonu oynayan ellere bakın!
Satranç! Satranç değerli bir oyundur. Ama satrancı atlar, kaleler, piyonlar oynamaz. Onları oynatan eller oynar. Yani piyon kendi kendine çıkmıyor, fil kendi kendine hamle yapmıyor. Onu oynayan eller var. Çünkü biz genellikle piyona odaklanıyoruz. O zaten piyon! Onun arkasında kim var? Dolayısıyla bu gibi durumlarda oynatan ellere bakalım.
“Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.”
“Yeni anayasa” tartışmalarına farklı bir açıdan bakan Kocasakal; kavram karmaşasına değindi. Anayasa değişikliği ile yeni anayasa, farklı tanımlardır, dedi.
Kavram karmaşasını düzeltelim. Anayasa değişikliği başka bir şeydir. Yeni anayasa başkadır. Burada bir çarpıtma var. Yine kimsenin konuşmadığı bir diğer konu var. Yeni anayasa yapma yetkisini kimden aldın? Kime sordun?
Hukuken bunları açıklayacağım sizlere. Ama yeni anayasa yapmanın amacı yeni devlet ve yeni rejim. Net olarak budur.
Yeni anayasa yapma girişimi darbe yapma teşebbüsüdür!
- Yeni anayasa talebindeki samimiyet
- Yeni anayasaya gerek var mı?
- Bu talebin kaynağı kim?
Şimdi şöyle söyleniyor. Avrupa’daki ülkelerde “değiştirilemez hükümler yok!” hepsinde var.
Neden değiştirilemez hükümler vardır? Çok basit. Tarihin bir döneminde, yanlışa sapabilecek bir seçmen çoğunluğu millet iradesini değiştiremesin, diye. Şimdi soracaksınız; seçmen çoğunluğu, millet iradesi! Bunlar farklı şeyler mi? Evet. Farklıdır.
Anayasa’nın 6. Maddesi bence en değerli maddedir. O madde;
- Egemenlik kayıtsız şartsız meclisindir, demez!
- Egemenlik kayıtsız şartsız halkındır, demiyor.
- Egemenlik kayıtsız şartsız seçmenindir, demiyor.
- “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyor.
Madde 6 – Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.
Millet ile halk, millet ile seçmen, millet ile seçmen çoğunluğu aynı şey değil!
Çok basit. Ben buna çember teorisi diyorum kendimce. İç içe girmiş dört çember düşünün. En üstteki çember millettir. Millet sadece bugün yaşayanlar değil, ebediyete irtihal etmiş daha önce yaşayanlar, henüz ana rahmine düşmemiş olup ileride yaşayacak olan tümüdür. Onun alt çemberi halktır. Halk milletin bir parçasıdır. Tamamı değildir. Bugün yaşayanlardır. Ama seçmen de halk ile aynı değil ki. Çünkü halka dahil olup da seçmen olamayan da var. Veya gidip oy kullanmayan da var. Şimdi halk olmayacak mı o kişi. Demek ki; millet, bir alt çember halk. Bir alt çember seçmen. Bir alt çember de seçmen yoğunluğu. Yani seçmen çoğunluğunu “millet” diye yutturuyorlar!
“Türk Milleti”
Millet tanımına değinen Kocasakal, uyrukluk ile ırkçılık arasındaki farkı açıklayarak sözlerine şöyle devam etti:
Bir şey daha yapıyor ama o milletin adını da koyuyor. Değerli yurttaşlarım; bu millet diye bir millet adı yok! Kıvranıp, acı çekiyorlar. Türk milleti de demek istemiyor. Hangi millet? Bu millet!
6. maddeden devam edelim. Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir, diyor. Devam ediyor. Türk Milleti; diyerek. Buna da ırkçılık diyorlar. Her milletin bir adı var. Alman milleti, Fransız milleti, Japon milleti deyince sorun olmuyor. Türk milleti deyince ırkçılık oluyor! Halbuki bu uyrukluktur. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti, denir. Burada birleştirme yok mu?
Fransa’da 6 milyon Mağribi yaşıyor. (Fas, Tunus veya Cezayirli kişilere “Mağribi” denir) bunlar mesela; ben Fransızım, diyor. Etnik olarak Arap ama uyruk olarak Fransız. Peki Türkiye’de etnik olarak farklı kökenden olmak, uyrukluk olarak Türk olmanın önünde engel mi? Hayır. Ha orada; neden üst kimlik olarak “Türk” kullanılıyor? O zaman da orada bir durun, derim. Bir durun! O kadar da değil! Devlet kurmuş topluluklara millet denir. Devletsiz millet olmaz. Milletsiz devlet olmaz.
Kimse kusura bakmasın! Fetihler çağını biz başlatmadık! Her ülke her millet o ülkeyi kuran milletin adını alıyor. Bunu biz yapmadık.
Mesela Fransa’da birçok etnik grup var. Bask, Bröton, Katalan, Alzaslı, Korsikalı, Arap-Berberiler ve diğerleri. Neden adı Fransa? Milletinin adı Fransızsa. Almanya. Milletinin adı Almansa. Türkiye’de; o yüzden Türkiye ve Türk Milleti.
“Meclis fetişizmi!”
Her kim söze Türk, Kürt, Abaza, Çerkez diye başlarsa biliniz ki o bölücünün önde gidenidir. Burada iki tane zehirli durum var; Aslında bir millet ile etnisiteyi yan yana koyuyor.
Bence anayasanın omurgası 6. Maddedir. Devam ediyorum; bakın ne diyor: “Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.”
Yani birini iktidara getiriyor olmanız, ona sınırsız yetki verdiğiniz anlamına gelmiyor. Yetkili organlar yasama, yürütme, yargı. Yani ana yasaya göre hareket etmen gerekir. Dikkatinizi çekti mi? Hiçbir zaman “egemenlik” devri yok. Onların eliyle egemenlik hep bende.
Hani şimdi deniyor ya: çözüm yeri meclistir! Affedersiniz? İsterse milletvekillerinin tamamı olsun, her şeyi yapmaya muktedir değil ki! Meclis dahi anayasa ile kısıtlı. Hemen 6. Maddenin devamını da okuyorum: “Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz”
Meclis fetişizmi! Hayır. Meclis de her şeyi yapamaz. Mecliste anayasa ile kısıtlı. Bakınız, meclis dahi olsan ne işlem yapacaksan; anayasadaki dayanağını göstereceksin.
“Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz” ifadesine göre; şunu soruyorum: “Hangi yetkiyle yeni anaysa yapacaksınız?” göstermezsiniz. Çünkü yok!
Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk sorularımızı yanıtlıyor. O gerçek bir deha. Görmüş bütün bunları. Atatürk ne diyor biliyor musunuz? “Milletler meclislerine dahi lüzumundan fazla güvenmemelidir. Çünkü istibdat meclisten de kaynaklanabilir” şu yaklaşımdaki muhteşemliğe bakar mısınız? Yani gün gelir, yanlışa düşen bir meclis çoğunluğu senin devletini ortadan kaldırabilir. Anayasa’nın değiştirilemez maddelerinin neden olduğunu şimdi anladınız mı? Demek ki tarihin bir döneminde yanlışa düşen meclis ve dolayısıyla seçmen çoğunluğu olabilir!
Şimdi diyelim ki meclis çok kudretli. Cumhurbaşkanı bir yerde yanlış yaptı. Meclis onu görevden alabilir mi? Hayır. Meclis Cumhurbaşkanını nasıl görevden alamıyorsa, aynı sebepten dolayı yeni anayasa da yapamaz!
Bakın size kalıplaşmış, aldatıcı, zehirli, yanlış bir cümle daha söylüyorum: “Bu anayasada ilk dört madde hariç usulüne göre değiştirilebilir”
Size bunun doğrusunu söyleyeyim: “Bu anayasa ilk dört madde hariç ve değiştirilebilir diğer maddelerde yapacağınız değişikliklerle ilk dört maddenin içini boşaltmayacak şekilde değiştirebilir”
Mesela; bazı maddeler var anayasada. Şekli manada değiştirebilir olmasına rağmen maddeden değiştirilemez bir madde. Örneğin 66. Madde. Vatandaşlık tanımı. Sen onu ancak 2. Maddedeki üniter yapı ve ulus devleti zedelemeden değiştirebilirsin. Yani senin 66. Maddedeki vatandaşlık tanımıyla ilgili yapacağın değişiklik “değiştirilemez olan 2. Maddeyi değiştirecek biçimde olamaz! (Madde 2 – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.)
Eğer değiştirirseniz; ilk dört madde orada süs gibi durur, sen diğer tarafta yapacağını yaparsın! O nedenle 66. Madde bu yönüyle tıpkı ilk 3 madde gibi değiştirilemez konumdadır.
“Eğitim dili tartışmaya açılmamalıdır”
Başka; 42. Madde: eğitim dili. Ana dilde eğitim. Hiçbir üniter devlette “ana dilde eğitim yoktur” Avrupa’nın hiçbir yerinde yoktur. Ana dilde eğitim başka bir şey, ana dil eğitimi başka bir şey.
Bakınız; adı Kürt sorunu ifadesi de son derece yanlış bir tanımdır. Kürt sorunu demeniz, Kürt kökenli vatandaşlarımıza bir hakarettir. Bu ülkede Kürtler bir sorun falan değildir. Sorun Kürtlerin kanını emen feodalitedir, ağalıktır, az gelişmişliktir. Emperyalizm sorundur.
Tarihe dönelim; Osmanlı ilk borcu ne zaman aldı? 1854 Kırım Savaşı’nda aldı. Borç kimden alındı. Rothschild ailesinden. 2 sene sonra Paris Barış Konferansı topladı. Emperyalistler bir yerde barış konferansı yapıyorsa bilin ki birinin canı yanacaktır orada. İşte ilk defa o toplantıda Osmanlı’nın karşısına Şark meselesi, azınlıklar ve Ermeni meselesi koyuldu.
Bakınız; emperyalizme karşı tek direnebilecek yapı, üniter devlet ve ulus devlettir. İşte onu istemiyorlar ve seni paramparça etmek istiyorlar.
Yani bugün konuştuğumuz bu meseleyi bu hale getirenlerde; Atatürk’ü ve O’nun ilkelerini zerre kadar anlayamamış cumhuriyet hükümetlerinin de hataları olmuştur. Emperyalizme kullanışlı alan sağladınız. Niye insanların adını Kürtçe koymasına karıştınız. Koysun. Ne olur? Başka dilde şarkı söyleyince rahatsız oluyorsunuz. Kürtçeden neden olalım? Ben olmam. Bu toprakların bir parçası. Ancak tekrar söylüyorum; bir milleti millet yapan şeylerden biri de dil birliğidir. Diğeri de din birliğidir. Dininiz ayrılırsa ruhlarınız ayrılmaya başlar. Ana dilini öğrensin, ama eğitim dili ve resmi işlerde Türkçe olmalıdır. O nedenle 42. Madde de benim için değiştirilemez.
“Yeni anayasa yapılamaz!”
“Bir konun daha altını çizmek isterim; anayasanın başlangıç metni de değiştirilemez. Başlangıcını okuyunuz. “Türk Vatanı ve Milletinin ebedi varlığını…” diyerek başlıyor, egemenliğin Türk Milletine ait olması, Atatürk ilke ve devrimleri burada var. O nedenle çok değerli. Ancak neden değiştirilemez açıklayayım; bizzat anayasanın kendisi “Madde 176 – Anayasanın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmı, Anayasa metnine dahildir.” O zaman sen ilk dört maddeyi değiştiremezsen, bizzat “– Anayasanın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmı, Anayasa metnine dahildir” kısmını hiç değiştiremezsin. Ama değiştirdiler. Aslında değiştiremezler!
Bakınız; anayasamızda “yeni anayasa” yapımına dair bir kural yok! Hiçbir anayasada yeni anayasa yapımına dair bir kural olmaz! O kendini inkâr etmek olur. Anayasa bir devletin kimliğini, rejimini, kişiliğini belirleyen bir belgedir.
Yeni anayasa; yeni bir devlet kuruluyorsa, devrim veya karşı devrim olmuşsa, rejim değişikliği yapılıyorsa yapılır. Onun dışında yeni anayasa yapılamaz”