"Teknolojiyi kullanmayı değil, eğitime entegre etmeyi hedeflemeliyiz"

TÜSİAD tarafından düzenlenen online panelde konuşan İstanbul Aydın Üniversitesi STEM Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Devrim Akgündüz, teknoloji ile eğitimde...

"Teknolojiyi kullanmayı değil, eğitime entegre etmeyi hedeflemeliyiz"
24 Aralık 2020 - 19:02 - Güncelleme: 24 Aralık 2020 - 19:02
TÜSİAD tarafından düzenlenen online panelde konuşan İstanbul Aydın Üniversitesi STEM Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Devrim Akgündüz, teknoloji ile eğitimde yaşanacak gelişmelerin öğrenci odaklı olması gerektiğini söyledi. Akgündüz, "Teknolojiyi kullanmayı değil, teknolojiyi eğitime entegre etmeyi hedeflemek zorundayız" dedi.

 

 

Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneği'nin (TÜSİAD) düzenlediği "Covid-19 Sürecinde Eğitimde Dönüşüm için Zorluklar ve Fırsatlar-No:2 Eğitimde Dönüşüm Alanları ve Gelecek Senaryoları" adlı online panelde bir sunum gerçekleştiren İstanbul Aydın Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi ve STEM Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Devrim Akgündüz, teknoloji ile eğitimde gelecek senaryolarına değinerek, "Teknolojinin kullanıldığı bir eğitim modelinde gelecek senaryolarına, sadece öğrencinin yararının temel alındığı bir açıdan bakılması, hepimiz için eğitim adına en doğrusu olur; işte o zaman, eğitim adına sağlıklı kararlar verebiliriz" diye konuştu.

 

"YA PANDEMİ 30-40 YIL ÖNCE OLSAYDI?"

 

COVID-19 pandemisi nedeniyle başlatılan uzaktan eğitim sürecine yönelik "eşitsizlik" eleştirilerini değerlendiren Doç. Dr. Akgündüz, "Eşitsizlikler önceden de vardı, yine var. Aslında, salgın dönemindeki eşitsizlikler biraz daha farklı. Teknolojik boyut daha ön planda. Şu soruyu sormamız çok önemli: Bundan 30-40 yıl önce internet yokken, bu salgınla karşılaşsaydık acaba eğitimde neler olabilirdi? 30-40 sene önce internet yoktu. Teknoloji bu kadar üst seviyede değildi. O zaman salgınla karşılaşsaydık, eğitime tamamen ara vermek zorunda kalırdık. Çocuklar adına çok büyük öğrenme kayıpları olabilirdi" diye konuştu. Doç. Dr. Akgündüz, "Şu anda, önemli konulardan birisi, ulaşılamayan ve uzaktan eğitimden yararlanamayan öğrenciler. İnterneti ve/veya bilgisayarı olmayan öğrencilerin uzaktan eğitimden yeterli oranda yararlanmalarını sağlamak için projeler geliştirmeliyiz. Birden fazla öğrencinin aynı anda derse girmesi de çok büyük bir sorun. Sosyal devlet ilkesi gereğince, herkese eşit ve kaliteli bir eğitim sunabilmek için, teknolojik dezavantajları ortadan kaldırmalıyız" ifadelerini kullandı.

 

"ÖĞRENCİLERİ EKRANA KİLİTLEMEDEN YAPABİLİRİZ"

 

Pandeminin başlangıcından bu yana eğitimde yapılanları kısaca özetleyen Doç. Dr. Akgündüz, "Milli Eğitim Bakanlığı elinden geleni fazlasıyla yaptı. Şu anda yapmamız gereken, şimdiye kadar gerçekleştirilenleri farklı uygulamalarla zenginleştirmek ve kalite açısından standartlaştırmak olmalı. Bu dönem, her okul kendi canlı derslerini yapmaya başladılar. Doğru olan da buydu çünkü bütün öğrencilere aynı eğitimi veremeyiz. Her öğrencinin öğretmeni kendi öğrencilerini tanıyor. Dolayısıyla, her öğretmen kendi öğrencileriyle eğitim yapmalı ancak uzaktan eğitimi canlı ders olarak algılamayıp; EBA üzerinde, her öğretmenin kendi sınıfı için bireyselleştirilmiş ve özelleştirilmiş eğitim yapmasını sağlamak zorundayız. Ancak, bunu yaparken sadece canlı ders değil; 10-15 dakika kısa bir canlı ders, bir proje görevi, bir iş birliği yapılan zamandan bağımsız yapılan bir ödev, bir quiz, yine bir 10-15 dakikalık canlı ders veya önceden hazırlanmış bir video şeklinde dersi yapılandırmalıyız. Bazı dersleri interaktif etkinliklerle zenginleştirebilir ve öğrencilerin daha iyi öğrenmesini sağlayabiliriz. Bunları, çocukları günde 6-8 saat canlı ders yapıp tamamen ekrana bağlamadan, onlara geri bildirim vererek etkinliklerle destekleyerek gerçekleştirebiliriz" şeklinde konuştu.

 

YENİ NORMALDE ÖĞRENME NASIL OLMALI?

 

"Yeni dönemde, yüzde 100 yüz-yüze öğrenme dönemi bitti" diyen Doç. Dr. Akgündüz, "Yeni normal bizden ne istiyor? Hem okul öncesinden lise sonuna kadar olan seviyelerde hem de yükseköğretimde artık tamamen yüz yüze eğitim yerine çevrimiçi öğrenme ortamlarından yararlanılan, çevrimiçi ölçme ve değerlendirmelerin de yapıldığı, standartlaştırılmış bir eğitim yapılmasını istiyor. Tamamen yüz yüze eğitim ortamını kullanmak yerine sadece etkin uygulamalarının kullanıldığı, çevrimiçi ortamdan maksimum derecede yararlanıldığı bir döneme girmek zorundayız. Yeni dönemde, okullarda harmanlanmış öğrenme dönemi başlamalıdır. Yüz yüze öğrenme ortamı ile çevrimiçi öğrenme ortamının birbiriyle kombine edildiği, her iki ortamda da güçlü uygulamaların kullanıldığı bir öğrenme dönemine geçmek zorundayız" dedi.

 

"EN HAZIR GRUP ÖĞRENCİLER"

 

Doç. Dr. Akgündüz, söz konusu sürece en hazır grubun öğrenciler olduğunun altını çizerek şöyle devam etti:

 

"Çünkü öğrenciler dijital yerli olarak adlandırılan bir gruptalar ve teknolojinin gelişmiş olduğu bir dönemde doğdular. Teknolojiyi çok etkin bir şekilde kullanabilen, herhangi bir programa hızlı bir şekilde uyum sağlayabilen bireyler. Dolayısıyla, öğrencileri çok hızlı bir şekilde sisteme adapte edebiliriz. Ancak öğrencileri ezberci bir sistemden de kurtarmak zorundayız. Yani, öğrencilere ders anlatılan bir süreç değil de öğrencilerin etkin olduğu, öğrencilerin keşfettiği, öğrencilerinin tasarladığı, öğrencilerin aktivitelere katıldığı bir şekilde eğitimi kurgulamak zorundayız. Burada da hem öğretmenlerin hem de velilerin katkısı çok önemli. Evde çocuğuyla birlikte uzaktan eğitim sürecine dahil olan, çocuğuna destek olan velilerin katkısı bundan sonra da önemli olacak. Veli katkısıyla ve desteğiyle, öğrenciler daha başarılı oluyorlar. Velinin eğitimi takibi mutlaka önemli. Herkesin kendi çocuğunu takip etmesi ve evde motive etmesi gerekiyor."

 

"ÖĞRETMENLER DE EĞİTİM ALMALI"

 

Öğretmenlerin pandemi sürecinde bütün dezavantajlara rağmen büyük fedakarlıklar gösterdiğini kaydeden Doç. Dr. Akgündüz, "Ancak, öğretmenlerin de yeterli oranda hizmet içi eğitimden geçirilmeleri gerekiyor. Teknolojiyi kullanmayı değil, teknolojiyi eğitime entegre etmeyi hedeflemek zorundayız. Bizim, cihazlara değil, yani birer araç olan ögelere ve unsurlara değil öğretmenlerin teknolojik pedagojik alan bilgisi yetkinliklerine vurgu yapmamız gerekiyor. Nitekim biz, yıllardır hem üniversitemizde tüm akademisyenler için hem de İAÜ Eğitim Fakültesi'nde öğretmen adayları için, öğretim teknolojileri ve diğer derslerde teknolojik yaklaşımlar ve teknolojik pedagojik alan bilgisi ile ilgili eğitimler veriyoruz.  Onlara mezun olduklarında, ne gibi teknolojik yetkinliklere sahip olmaları gerektiğini gösteriyoruz.  Millî Eğitim Bakanlığının çok hızlı bir şekilde, yukarıda saydığımız konularda ve bizim halihazırda İAÜ Eğitim Fakültesi'nde uyguladığımız konularda, öğretmenlerin yetkin hale getirilmesi için proje üretmesi gerekiyor. Bakanlık bunu üniversiteler, eğitim fakülteleri, sivil toplum kuruluşları ve eğitimle ilgili kuruluşların yapacağı iş birliği ile gerçekleştirebilir" diyerek sözlerini tamamladı.

 

 


 

YORUMLAR

  • 0 Yorum