• Reklam
Vural DAĞTEKİN

Vural DAĞTEKİN

Gündem

27 Mayıs tartışması ve ülke gündemi

28 Mayıs 2020 - 16:59 - Güncelleme: 28 Mayıs 2020 - 18:08

Hiç kuşkusuz Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin en köklü partisidir CHP...
Kurtuluş Savaşı'na önderlik edenlerin biraraya gelerek kurduğu, ülkeyi tam 27 sene (1923-1950) yöneten, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk, sonra İsmet İnönü ve ardından gelen tüm kurmaylarının idaresinde günümüze ulaşmış bir siyasi yapıdır.

Hiç kuşkusuz bu ülkede tabuları yıkabilen, adına devrim deyin, inkılap deyin yapabilen, imparatorluktan Cumhuriyet'e giden yolun zahmetini üstlenebilen, cesur insanların idare ettiği bir düşünce merkezidir. Ülkemizin yegane siyasi partisidir. 

Bu ideallerle 100 yıla yaklaşan günümüz anamuhalefeti CHP, 27 Mayıs'ın yıldönümünde sessiz kalmakla suçlandı. Öylesine ağır eleştirilere maruz kaldı ki sanırsınız 1960 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yapılan darbeyi Kemal Kılıçdaroğlu yapmış, yanında da Faik Öztrak varmış.

Amacım konuyu sulandırmak değil dostlar... Durum tespiti yapmak!

O günün CHP'si darbeye sessiz kalmış olabilir.
O günün CHP'si Adnan Menderes'in asılmasına seyirci kalmış olabilir.
O günün CHP'si ülkede ilk kez yapılan bu girişime 10 yıl önce iktidar kaybettiği için hınç ile de yaklaşmış olabilir.

Ama o darbeyi yapan TSK'dir. Darbe ile siyasi faaliyetleri duranlar arasında CHP de vardır. Bu gerçek değişmez. Darbenin kurduğu Milli Birlik Komitesi'nde İsmet İnönü yoktur. Bu da benim açımdan yeterli bir kanıttır.


Peki o güne nasıl gelindi?
Onca badire atlatan hatta uçak kazasından kurtulan Başbakan Adnan Menderes nasıl oldu da idam edildi?

Tarih değişik kaynaklardan okunmadıkça bildiğimiz sadece resmi tarihtir ki bunun bize yansıması da tek pencereden bakmayı getirir. Objektif olmaz. Tersine taraflı bir bakışa sebep olur.

O günler ile günümüz arasındaki benzerlik ise Said-i Nursi ve Fetullah Gülen isimlerinde saklı gibidir.

1960 ihtilaline giden süreçte ilk hamle Said-i Nursi ve din eksenli siyasal yapıların devrimlere zarar vermeye başlaması rahatsızlığından kaynaklanmıştır

Laikliğe aykırı yazılarından dolayı Said-i Nursi'ye açılan dava 25 Aralık 1952'de Samsun'da görüşülmeye başlandı. Bununla iktidar partisi DP aslında ilişkilendirilmiş olacaktı. Kaldı ki Said_i Nursi de açık açık Cumhuriyet kazanımlarını hedef alıyordu. Bu bilinen bir gerçekti.

8 Temmuz 1953'te ise Millet Partisi'nin (MP) faaliyetleri ''dini kendi çıkarlarına alet etmek ve Atatürk devrimlerini yok etmek istediği'' iddiasıyla başlatılan soruşturmanın ardından durduruldu. 1954'te ise mahkeme kararı ile parti ''dini esaslara dayanan ve gayesini saklayan bir cemiyet'' olduğu gerekçesiyle kapatıldı.

Oysa bu partiyi kuranlar arasında Kurtuluş Savaşı kahramanımız Mareşal Fevzi Çakmak da vardı.

Bu gelişmelerin yanında Demokrat Parti içinde de çok ciddi bir "Tek Adam" kavgası yaşandı. Hatta bu sebeple 1955'te hükümet istifa etmiş, Adnan Menderes bu kez daha fazla kendine yakın bir kadro ile yeni hükümeti kurmuştu.

Ülkede iktidar ve muhalefet arasında da siyasi gerilim yaşanıyordu.
DP'nin 11 Ağustos 1958'deki Meclis grubu toplantısında yayımlanan bildiride;

''CHP Anayasa hudutları dahilinde çalışmazsa hükümet vatan emniyetinin gerektirdiği her türlü tedbiri alacaktır''

ifadelerine yanıt 16 Ağustosta CHP'den geldi;

''CHP, ihtilali önleyen ve lüzumsuz kılan rejim olduğu içindir ki demokrasinin bütün icaplarıyla yerleşmesine çalışmaktadır.''

Yani iktidar CHP'yi tehdit ederken, onlar ise demokrasi vurgusundan vazgeçmiyordu.


Başbakan Adnan Menderes 6 Eylül 1958'de Balıkesir'de yaptığı mitingde, muhalefeti eleştirerek;

''İdam sehpalarında can verenlerden ders alsalar ya''

cümlesini kullandı. Bu sözlere bir gün sonra muhalefet lideri İsmet İnönü;

''Sehpalar kurulursa nasıl işleyeceğini kimse bilemez'' yanıtını verdi.

Tuhaf ama idam tehdidini savuran kişi "Menderes" olmuştu.


Başbakan Menderes 21 Eylül 1958'de İzmir'de halka seslenirken;

"Bize yumruk atan İsmet Paşa'yı alır layık olduğu muameleyi yaparız"

dedi. İnönü'nün Menderes'e yanıtı;

''Demokrasiye paydos demeye DP Başkanının gücü yetmeyecektir'' şeklinde oldu.

Yine DP tehdidi ve yine CHP'den demokrasi vurgusu...


Yani aslında tehdit savuran günün tek adamı Adnan Menderes, tehdit edilen de o günlerin anamuhalefet lideri İsmet İnönü idi.

Bu restleşmeler o günlerde de aynen günümüzde Kılıçdaroğlu'nun  yaşadığı saldırılara misal olaylara sebep verdi. 

Muhalefet lideri İnönü, Uşak'a yaptığı ziyaret sırasında 1 Mayıs 1959'da kalabalık bir grubun saldırısına uğradı ve atılan bir taşla yaralandı. İnönü 4 Mayısta da İstanbul'da saldırıya maruz kaldı. CHP'lileri taşıyan otobüsler Çanakkale ve Denizli'de taşlandı.

Yani yıllar farklı olsa da iktidar-muhalefet tartışmasının sonuçları aynıydı. İktidar hedef gösteriyor, muhalefet taş ve yumruk yiyordu.

Bu tehditlere rağmen yaklaşan seçimlere hazırlanan İsmet İnönü vazgeçmiyordu.
İnönü'nün içinde bulunduğu tren 2 Nisan 1960'da Kayseri'ye giderken, valinin emri ile kente girişi engellenmek üzere Himmetdede İstasyonunda durduruldu.
Zorlukla yoluna devam eden İnönü'yü Kayseri'de 50 bin kişi karşıladı. 

CHP'nin Kayseri mitingi Demokrat Parti cephesinde "Halkı ve orduyu hükümete karşı kışkırtmak" olarak yorumlandı. Üstelik İnönü'nin Kayseri harekatını manşetlere taşıyan bir kısım medya da tehdit oklarından payını aldı.

Mecliste 419 milletvekili bulunan yani üçte iki çoğunluktan fazla oya sahip olan Demokrat Parti, 18 Nisan 1960'da CHP'yi ve basını soruşturmak üzere TBMM'de Tahkikat Komisyonu kurdu. Amacın CHP'yi kapatmak olduğunu anlayan İsmet İnönü, konuyla ilgili ''Demokratik rejim istikametinden ayrılıp onu baskı rejimi haline götürmek tehlikeli bir şeydir. Bu yolda devam ederseniz ben de sizi kurtaramam'' dedi.

Yani günümüzde CHP'ye karşı sık kullanılan, İnönü'nün "Sizi ben bile kurtaramam" sözü, iktidarın demokratik haklara karşı tavrına tepki olarak söylenmişti.


Öyle de oldu...

Hazindir!
Ülkeye Başbakan, Bakan, Vali olarak hizmet eden kişilerin gerek sorguda gerek tutuklu iken gerek cezaevinde ölmesi, intiharı, gerek idam ile karşılaşması...

Ancak, bunlar o günlerin Türkiyesi'nde yaşandı.
O günlerde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu değildi.
Asılan Başbakan Adnan Menderes için müdahil olması mümkün değildi.

Günümüzde yaşananları geçmişe bağlayıp, şimdiki zamandaki aktörleri geçmiş zaman olayları ile hedef göstermeyi etik bulmuyorum.

Evet CHP'ye kızgınım. Evet CHP'ye kırgınım.
Atatürk adını sadece siyaseten kullanan maskaralıklara prim verdikleri için öfkeliyim.
Ülkenin kurucu liderini, hiç hak etmediği halde hedef haline getiren bu siyaset anlayışına tahammülsüzüm.

Ama...

1960'da yaşananlar üzerinden 2020'de yapılan siyasete, hakaretlere, haksızlıklara da onay vermemi beklemeyin.

Onlar başaramadı.
Onlar birliği tesis edemedi.
Onlar cezalandırmada aşırı gitti.

Çok daha konu sayabilirim.

Onlar çok kötülük yaptı.
Bari siz yapmayın.

Türkiye tek...
Millet tek...
Partiler farklı...

Düşünceler üzerinden zalimleşmeyin. Çirkinleşmeyin. 

Son sözüm siyaset kurumuna...
Bu milletin Atatürk sevgisini hoyratça tüketmeyin.
Denizden bir bardak su almakla onu tüketemezsiniz ama o tertemiz denizi kirletebilirsiniz.
Bunu artık yapmayın.

Atatürk'ü rahat bırakın...

Kalın sağlıcakla...

YORUMLAR

  • 0 Yorum