Dün Feyzioğlu, bugün Kurultay tartışması...
Cumhuriyet Halk Partisi için 30 Haziran yalnızca bir mahkeme tarihi değil. Parti tarihi açısından bakıldığında, kırık aynaya bir kez daha bakma günü olacak...
Her seferinde aynı şey oluyor.
Parti, toplumla yeniden güçlü bir bağ kuracak gibi oluyor, ardından iç savaş başlıyor. Sonra bir taraf “partiyi biz toparladık” diyor, diğer taraf “biz büyüttük.”
Tıpkı 1967’de olduğu gibi.
O yıl, İsmet İnönü’nün “Ortanın Solu” çıkışı CHP içinde kıyamet kopardı.
“Bu parti sosyalizme mi kayıyor?”
“Biz bu partiyi devletin temel direği diye bildik!”
Dönemin Grup Başkanvekili Turhan Feyzioğlu, partinin Atatürk’ten sapmakta olduğunu savundu.
Bir grup milletvekiliyle birlikte istifa etti.
İnönü, bu çıkışı "kişisel ihtiras" olarak yorumladı.
Ama çok daha çarpıcı olan, CHP Meclis Grubu'nda yaşanan diyaloglardı.
Feyzioğlu'nun son konuşması Meclis kürsüsünde hâlâ hafızalarda...
“Sayın Genel Başkan, siz Atatürk'ün mirasına Ortanın Solu deyip kişisel ideolojilerinizi katmaya başladığınız gün biz bu partiden uzaklaştık.”
İnönü ise kısa ve soğukkanlı bir yanıt verdi...
“Siz bu partiden uzaklaşmadınız beyefendi. Partinin yürüyüşünden geri kaldınız.”
***
Bugün de benzer bir tablo var. Parti bir kez daha yön arıyor, “değişim” dediği yerde çatışma buluyor.
30 Haziran’daki kurultay iptali davası, partinin hem içini hem dış algısını belirleyecek. Sadece bir hukuki süreçten ibaret değil bu. Eğer mahkeme iptal kararı verirse, bu kararın ardında yalnızca bir imza eksikliği ya da usul hatası görülmeyecek. Görülecek olan, çok daha büyük bir niyet... Geçmişin kontrolünü bugünün iddiasına karşı kullanmak.
Parti yalnızca iki lidere değil, iki farklı ruh haline bölünmüş durumda. Üstelik bu yalnızlık hissi, sadece CHP’lilerde değil, seçmende de büyüyor.
Yakın geçmişten bir örnek verelim...
2009 yılında CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne aday olduğunda, parti kulislerinde Baykal’ın ekibi seçimi kaybetmesini tercih ettiği konuşuluyordu.
Bir grup kurmay arasında şu cümle dolaşmıştı:
“Kazanırsa Baykal gidecek, kaybederse Kılıçdaroğlu biter.”
Kaybetti… Ama bitmedi.
Bir yıl sonra Baykal bir kasetle devrilince Kılıçdaroğlu, o gün destek vermeyenlerin de oylarıyla genel başkan seçildi.
Bugün de kulislerde benzer cümleler dolaşıyor:
“Kurultay iptal edilirse değişim biter, biz kalırız.”
Fakat, tarih göstermiştir ki siyasette kazanan, her zaman kalan olmaz.
Hatta kalan, bazen sadece enkaz olur.
***
Mahkeme kararıyla kurultay iptal edilirse, yalnızca bir siyasi ekip kazanmış olmayacak...
Kulislerde açık açık konuşuluyor...
Ekrem İmamoğlu’na yakın tüm kadrolar sistemli biçimde tasfiye edilecek.
Bazı MYK üyeleri hakkında ihraç talepleri bile hazırlanıyor.
İstanbul’un tüm örgütsel yapısı yeniden dizayn edilecek.
Yani mesele sadece değişimi durdurmak değil, geriye dönük bir cezalandırma süreci başlatmaya dönüşecek...
İktidar için en değerli hediye bu olurdu herhalde...
Kendisini zorlayan bir belediye başkanının, kendi partisi içinden tasfiye edilmesi...
İnsan ister istemez şu soruyu soruyor.
Bir siyasi partinin, mücadele ettiği iktidarın da istediği kıvama gelmesi, aslında o partinin sonu değil midir?
Birbirine Brütüs benzetmesi yapanların açtığı kurultay davası konuşulurken, sadakat tartışmaları ve kimin kimi ne zaman hançerlediği üzerinden tarih yazılmaya çalışılıyor.
Kemal Kılıçdaroğlu’na sadık olan kimi isimlerin, Özgür Özel ve İmamoğlu için Brütüs benzetmesi yaptığı, yerel seçimler sonrasında da bunun “hesabının mutlaka sorulacağı” yönünde açık beyanlarda bulunduğu artık biliniyor.
Bugün konuşulan dava, o hesaplaşmanın ilk perdesi...
Ne acıdır ki Brütüs’ün hançerini tartışan CHP, bir yandan da “Sezar hayata dönse ne olur?” diye düşünüyor.
Sezar hayata dönse de parti bıraktığı halde kalır mı? Orası tartışmalı....
***
İşin özü...
Bugün, 2024 yerel seçimlerinden birinci olarak çıkmış bir CHP’de,
Değişim mi, intikam mı kazanacak sorusu gündemde...
İddialar ışığında intikam biraz da adalet gibi duruyor, onu da belirteyim...
Ancak, Kılıçdaroğlu kazanırsa adalet sağlanır diyenlere de şunu sormam lazım...
“Bu kavga bittiğinde kazananın elinde tabela dışında ne kalacak?”
Kalın sağlıcakla…