Elazığ'da çimento zehiri mücadelesi, paranın gücüne yenilmesin.
Çimento, inşaat sektörünün görünmez kahramanıdır. Su, kum ve çakıl gibi malzemelerle birleşip beton haline gelir; köprülerden binalara, yolların temelinden barajlara kadar neredeyse her yapının arkasında o vardır. Kireçtaşı, kil, marn gibi hammaddelerin 1400°C’yi aşan sıcaklıklarda pişirilip öğütülmesiyle elde edilir. Ancak bu zahmetli üretim süreci, sadece toz ve is üretmekle kalmaz; aynı zamanda azot oksit (NOx), kükürt dioksit (SO₂), karbon monoksit (CO) ve en tehlikelisi olan partikül maddelerin (PM10, PM2.5) atmosfere salınmasına neden olur.
İşte bu yüzden, modern kentleşme anlayışında çimento fabrikaları artık şehirlerin dışına taşınır. Çünkü bu tesisler, sadece bacalarından değil, taşıma yollarından, açık stok alanlarından ve öğütme tesislerinden de zararlı maddeler yayar. Bu maddeler, başta çocuklar ve yaşlılar olmak üzere herkesin solunum yollarını tehdit eder. Astım, bronşit, KOAH gibi hastalıklar bölgede artar.
Dünya Sağlık Örgütü, bu kirleticilerin uzun vadede kalp krizi ve akciğer kanseri riskini bile artırabileceğini belirtir.
Ancak ne yazık ki Elazığ gibi bazı şehirlerde, bu tür ağır sanayi tesisleri hâlâ yerleşim yerlerinin neredeyse göbeğinde faaliyet gösteriyor. Elazığ’da, 1950’li yıllarda şehir dışı sayılabilecek bir noktaya kurulan çimento fabrikası, aradan geçen 70 yılda büyüyen şehir tarafından yutuldu. Artık fabrika şehir dışında değil, şehrin içinde. Yani Elazığ halkı, her sabah penceresini açtığında sadece gün ışığını değil, çimento tozunu da soluyor.
Üstelik mesele sadece çevresel değil, aynı zamanda siyasal bir sorun. Çünkü bu fabrika yalnızca toz ve gaz yaymıyor, aynı zamanda nüfuz da yayıyor. Sahibi İtalyan menşeli Cementir Holding. Türkiye'deki faaliyetlerini Çimentaş adıyla yürütüyor. Elazığ’daki tesis yalnızca çimento üretmiyor, aynı zamanda şehirde sosyal etkinliklere sponsor oluyor, Elazığspor’un forma arkasında ve isminde yer alıyor, yerel festivallere katkı sunuyor. Bir başka ifadeyle, sadece ekonomi değil, sosyal iklim de bu fabrikayla harmanlanıyor.
Bu görünürlük, yerel siyaseti de şekillendiriyor. Fabrikanın sponsorlukları, bağışları, ilişkileri, belediyeler, dernekler ve yerel medya üzerinde bir tür “yumuşak güç” etkisi yaratıyor. Yerel yöneticiler bu ağı görmezden gelemiyor. Çünkü sponsorluğu kesilen bir etkinlik, ödeneği daralan bir kulüp, etkisini yitiren bir yerel organizasyon olma riski taşıyor. Bu da çimento fabrikasına karşı çıkmayı siyaseten maliyetli bir eylem haline getiriyor.
İktidar partisinin milletvekilleri bu nedenle suskun. Konuyu doğrudan sahiplenen, halk sağlığını siyasetin önüne koyan tek isim ise MHP Elazığ Milletvekili Semih Işıkver oldu.
Hem Meclis’teki konuşmalarında hem de sosyal medya kampanyalarıyla fabrikanın taşınması gerektiğini defalarca dile getirdi.
“Aziz şehrimizin geleceği için” ifadesiyle Elazığ halkının sağlığını siyaset üstü bir mesele olarak konumlandırdı. 2023 yılında bizzat Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na yazılı bir soru önergesi sundu. Bu önergesinde fabrikanın şehir dışına taşınması için herhangi bir adım atılıp atılmadığını, hava kalitesi ölçümlerinin ne sıklıkla yapıldığını ve fabrikanın ruhsatının güncel olup olmadığını sordu.
Bu, sadece bir muhalefet refleksi değil, samimi bir halk sağlığı hassasiyetiydi. Işıkver’in çabasıyla başlayan kamuoyu baskısı, Elazığ’da 2023 yılı sonlarında sosyal medyada “Saat 20:23’te X’te buluşuyoruz” çağrısıyla zirve yaptı. Amaç, on binlerce mesajla bu fabrikanın taşınması talebini ülke gündemine taşımaktı. Halk destek verdi, yerel medya duyurdu, bazı milletvekilleri sürece destek açıklamaları yaptı. Ancak hâlâ bakanlıktan kesin bir taşınma takvimi ya da yaptırım kararı çıkmadı.
Oysa mesele basit...
Bir şehri ayakta tutmak, sadece binalar inşa etmekle değil, o binalarda sağlıklı insanlar yaşatmakla mümkündür. Çimento, medeniyetin temelidir ama yanlış yerde durursa, o temelin altını oyar. Eğer sermaye ve iktidar milletvekilleri spor kulübüne forma sponsoru oldu diye halkın ciğerine zehir salınmasına göz yumuyorsa, burada sadece çevre değil, vicdan da zehirleniyor demektir.
Bir şehir sadece taşla değil, iradeyle de inşa edilir. Şehirde irade yoksa, çimento her yere yayılır. Çimento sertleştirir. Kalpleri taşlaştırır.
Elazığ'ın gelecek nesilleri için bu konu ivedilikle çözülmeli, Semih Işıkver yalnız bırakılmamalıdır.
Kalın sağlıcakla...