Fatih Sultan Mehmet Han (Nisan 1453)
29 Mayıs sabahı... Gökyüzü gri, toprak rutubetli ama içinde umut yeşerten bir toprak. O gün bir şehir değil, bir çağ fethedildi.
Bu fetih, sadece inançla değil, akıl, bilim ve ileri teknolojiyle kazanıldı.
Fatih Sultan Mehmet henüz 21 yaşındaydı. Ama onun zekâsı, sadece zamanını değil, çağları aşan bir vizyona sahipti. İstanbul’un fethi için Osmanlı hazinesi neredeyse tamamen seferber edildi. Devletin bütün serveti bu hedefe bağlandı. Şahi topları, dev döküm merkezlerinde günlerce uğraşla hazırlandı. Her biri tonlarca ağırlıktaydı, her biri bir servet değerindeydi.
Fakat Fatih’in farkı sadece büyük toplar yaptırmak değildi. O, dönemin savaş teknolojisini zirveye taşıdı. İlk kez dik açıyla atış yapabilen, surların gerisine düşman ateşi gönderen erken havan topları bu kuşatmada kullanıldı. Böylece sadece surlar değil, arkalarındaki savunmalar da etkisiz hale getirildi. Bu, klasik savaş düzeninin kırıldığı andı.
Gemilerin karadan yürütülmesi de yalnızca bir cesaret işi değil, mühendislik harikasıydı. Dereler yön değiştirildi, rampalar kuruldu, kalaslar yağlandı. O dönemin şartlarında bu hareket, Avrupa'da neredeyse mucize olarak kayıtlara geçti.
Bu fetih, sadece toprak kazanımı değil, medeniyetin akılla taçlandığı bir dönüm noktasıydı. 53 gün süren kuşatma boyunca binlerce asker şehit düştü. Her biri, bu topraklara adanmış bir ömrün sessiz nişanesi oldu. Fatih, bu ağır bedeli ödemeyi göze almıştı. “Ya ben İstanbul’u alırım, ya İstanbul beni” derken, tüm servetini ve ordusunu bu ideal uğruna ortaya koydu.
Ve başardı.
Avrupa şoktaydı. Doğu Roma'nın kalbi düşmüş, Osmanlı artık sadece bir devlet değil, bir dünya gücü olmuştu. Fetih sonrası Rönesans'ın hızlanması, coğrafi keşiflerin başlaması tesadüf değil, bu sarsıntının sonucuydu.
Tarihi anlatırken adaletin timsali olarak hep Kanuni Sultan Süleyman anılır.
Lakin kıyas olsun diye değil, hakkı teslim etmek için söylemek gerekir.
Osmanlı tarihinde ne ilimde, ne adalette, ne vizyonda Fatih’in üstüne çıkabilmiş başka bir isim gösterilemez.
Onun adaleti, İstanbul’un fethinden sonra Ayasofya’nın duvarlarına dokunmamakla, farklı dinlere güvence vermekle sabittir. Onun ilmi, yedi dil konuşan, hocalarıyla felsefi tartışmalara giren bir hükümdarlıkla ispatlıdır. Onun vizyonu, sadece harita değil, zihinleri fethetmektir.
Ne hazindir ki…
Dünyaya adaletin, ilmin, teknolojinin ne olduğunu göstermiş, çağ kapatıp çağ açmış o büyük lider… Fatih Sultan Mehmet, ömrünün sonunda Gebze yakınlarında bir çadırda, tek başına son nefesini verdi. Ne bir mehter, ne bir kurultay, ne bir kalabalık… Yalnız...
Rivayete göre günlerce fark edilmedi. Çadırda bekledi. Yalnızca birkaç adamının başında nöbet tuttuğu bir beden… Oysa o bedende bir medeniyetin omurgası vardı.
Bugün başımızı ne zaman göğe kaldırsak, Ayasofya’nın kubbesi gözümüzün ucundadır. O kubbenin altında yatan bir gerçek vardır.
İstanbul tarihte sadece Türkler tarafından fethedilmiştir.
İşte o yüzden, 29 Mayıs sadece bir zafer değil, bir emanettir.
Ruhun şâd olsun büyük hakan… Sen yalnız başına, bir çadırda veda ettin bu dünyaya, ama biz senin gölgende hâlâ dimdik yaşıyoruz.
Kalın sağlıcakla...