Elazığ’da bir yaz tatilindeydik...
Dedemin fırınının yan tarafında, evin bahçesinde oyun oynarken elim bir karpuz kabuğunun üzerine uzanmıştı. Severdim kabuk kemirmeyi
O an ince bir vızıltı duyup elimi geri çektim. Minicik, tüylü bir arıydı. Korkmuştum.
Bir anda anneannemin gölgesi düştü üzerime...
Eğildi bana ve hafifçe gülümseyerek, “Korkma” dedi...
“O senden daha çok korkuyor. Arı bizim karnımızı doyuran canlardan biri.”
En çok 4 belki 5 yaşındaydım. O yaşta anlamamıştım ne demek istediğini.
Şimdi ise o cümleyi her hatırladığımda yüreğim sızlıyor.
Dedemi ve o bahçeyi, kocaman dev ineği, karpuz kabuklarının lezzetini anımsıyorum.
En çok da artık bana gülümseyemeyen anneannem geliyor aklıma ve arıların giderek yok olduğu gerçeği...
***
Dün ABD Washington Eyaleti’nde 250 milyon arı taşıyan bir kamyonun devrildiğini ve o arbedede arıcıkların serbest kaldığını öğrendim. Haber yüreğime az da olsa su serpti. Gerçi çok değil 3000 – 3500 kovan arı sayısı bunlar. Ancak, şimdi serbetçe doğada gezecek ve belki de yok olmaya yüz tuttan bir habitata can verecekler.
Arılar, doğanın en sessiz kahramanlarıdır. Her gün yüzlerce çiçeği ziyaret eder, farkında olmadan milyonlarca bitkinin üremesine aracı olurlar. Kendi küçük dünyalarında o kadar sistemli, o kadar özverili çalışırlar ki bir koloni gün boyunca on binlerce çiçeği dolaşır. Bal üretmeleri, işlerinin yalnızca küçük bir kısmıdır. Gerçek mucize, tozlaşma sayesinde yaşamın devamlılığını sağlamalarıdır. Ama biz bunu çoğu zaman unuturuz. Arı dediğimizde aklımıza ya bal gelir ya da sokması. Oysa o bal, çiçekten çiçeğe aktarılan emeğin tatlanmış halidir.
***
Geçen yıl YouTube’da bir arıcının anlattığı hikayeyi dinlemiştim. Yıllardır arıcılıkla uğraşan bu adam, “Bir sabah kovanlarımın önüne gittim ve ortalık ölüm sessizliğiydi” dedi. “O alışık olduğum uğultu yoktu. Yaklaştım, kapakları açtım… Koloniler gitmişti. Terk edilmiş bir şehir gibiydi her biri”
Gitmişti derken ağlamaklıydı...
Tarım ilaçları yüzünden, çevredeki tarlalara atılan zehirle arılar ölmüştü. Adamın gözleri dolmuştu anlatırken. O gün anladım ki arıların sessizliği, aslında insanlığın çöküşünü haber veriyor.
***
Aslında arının kıymetini yalnızca doğa değil, dinimiz de açıkça ortaya koyar.
Kur’an-ı Kerim’de, arıdan özel bir surede bahsedilir. Nahl Suresi, yani Arı Suresi.
Allah, arıya vahyettiğini ve dağlarda, ağaçlarda, insanlarca yapılmış kovanlarda yuva edinmesini buyurduğunu bildirir.
Ardından o mucizevi balın “insanlar için şifa” olduğunu söyler. Yani arı, yalnızca doğanın değil, inancımızın da şefkatle işaret ettiği bir canlıdır. Böylesine ilahi bir misyon taşıyan varlığın, bizler tarafından korunmaması büyük bir vebaldir.
***
Arılar bir yere gittiğinde, yalnızca bal kaybolmaz. Renkler solar. Çiçekler eksilir. Meyveler büyüyemez. Toprağın bereketi gider. Çocukların eline tutuşturduğumuz o parlak kırmızı elma, bir gün sadece fotoğraftan ibaret kalabilir. Bu düşünce, kulağa uzak bir gelecek gibi gelebilir, ancak arıların tükenişi, kapımızın önündeki bir gerçek gibi duruyor.
Bu yüzden Kartal’da, Ekolojik Takip Derneği olarak bizler de tam kentin göbeğinde zehirden arınmış bahçeler ve bostanlar üretmenin çabası içindeyiz. Çünkü biliyoruz ki doğayı iyileştirmek için ne yaparsak yapalım, bir arının emeğiyle boy ölçüşemeyiz. Onların bizden beklentisi çok net.
Zehirsiz tarım, temiz çevre, yaşanabilir bir habitat... Gerisini onlar yapıyor zaten. Biz sadece önlerini açmaya çalışıyoruz.
Oysa çözüm elimizde...
Bahçemize, balkonumuza arı dostu çiçekler ekmek, doğaya kimyasallar değil, anlayış ve saygı sunmak, üretim biçimlerimizi gözden geçirmek…
Bunlar küçük gibi görünen ama büyük etkiler yaratabilecek adımlar. Bir çocuğun yanında arı gördüğünüzde panik yapmamak, onu nazikçe bulunduğunuz yerden uzaklaştırmak çok önemli...
Onları korkutmak yerine, arının zararlı olmadığını ve önemini anlatmak, belki de en kalıcı değişimi başlatır. Çünkü bir nesil, doğayı severek büyürse, onu korumayı da bilir.
***
Bir çay kaşığının onikide biri kadar bal için ömrü boyunca çalışan bir arının, bu emeğiyle yaklaşık 2 milyon çiçeği ziyaret edip 88 bin kilometre yol katetmesi, bize balın yalnızca bir besin değil, doğanın sabrı ve emeğinin damıtılmış bir özeti olduğunu gösterir.
Öyle ki binlerce yıl önceki Mısır mezarlarından çıkan bal dahi halen bozulmamışsa, bu sadece onun doğal koruyuculuğunu değil, aynı zamanda zamanın bile saygı duyduğu bir mucize oluşunu anlatır. Arının ömrü kısa, emeği ise ebedidir. Bir damla bal, yeryüzünün en zarif alın teridir.
Arıların bir kanat çırpışıyla dünyanın dengesini ayakta tuttuğu bu sistemde, bizler de o dengeye katkı sunmak zorundayız. Yoksa bir sabah pencerenizi açtığınızda duyacağınız şey, yalnızca sessizlik olur.
...ve bu sessizlik, doğanın en acı çığlığıdır.
Kalın sağlıcakla…