Recep Yazıcıoğlu'nun Kısa Hikayesi...
Kimi insanlar vardır, görev yaptığı makamla anılmaz. Görev yaptığı yer, onların adıyla anılır.
Vali Recep Yazıcıoğlu işte onlardan biriydi.
O, bir devlet memuru değil, halkın içinden çıkıp tekrar halkın yanına dönmüş bir adamdı.
Makam odasında değil, köy kahvesinde yer içerdi. Önce göz teması kurar, sonra sorardı.
“Derdin ne hemşerim?”
Trabzon’un Köprübaşı ilçesinde 1948’de doğmuştu. Dağ köylerinden birinde büyüyen bir çocuk, yıllar sonra, sadece devletin tepesine doğru yürümeyecekti. O tepenin halktan kopmaması için elinden geleni de yapacaktı.
Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi, kaymakam oldu. Sonra Tokat, Aydın, Erzincan ve Denizli valiliklerinde görev yaptı. Fakat hiçbir zaman “koltuk adamı” olmadı. Giydiği takım elbiseyi toprağa bulamaktan hiç çekinmedi.
Erzincan'da görev yaptığı yıllarda bir köy yolunun ödeneği çıkmamıştı. "Bekleyin" diyenler çoğaldı. Ama o, kazmayı küreği kaptı, köylülerle omuz omuza yol açtı.
O gün orada olan bir köylü yaşadıklarını şöyle özetlemiş.
“Devletten değil, bizden biri gibiydi. Terledi ama gocunmadı. ‘Bu yol bizim yolumuz’ dedi. Biz o günden sonra ona ‘Vali’ demedik. Recep abi dedik.”
Bizzat şahit olduğum 1992 Erzincan Depremi, onun liderliğinin gerçek sınavıydı. Enkazdan kurtarılan çocukların başını okşayan, çadırların arasında geceleri devriye atan bir yöneticiydi.
Basın açıklamasında "şimdi ne olacak?" diye soruldu. Cevabı kısa ve netti.
“O kadar insanı kaybettik, şimdi görevimiz sadece bina yapmak değil, birbirimizi ayağa kaldırmak.”
Denizli Valiliği sırasında turizmi canlandırmak için rafting projeleri geliştirdi. O günlerde yerel gazeteler manşet attı: “Vali bota bindi, küreği çekti.”
Konu ulusal basının dikkatini çekti. Bir gazeteci sordu.
“Sayın Valim, böyle şovlara gerek var mıydı?”
Cevap yine ibretlikti.
“Devlet, halkın önünde kürek çekmekten utanmaz. Asıl şov, hiçbir şey yapmadan konuşmaktır.”
Kimi zaman uçurumdan yamaç paraşütüyle atladı, kimi zaman okul sırasına oturup çocuklara kitap dağıttı. Eğitim, gençlik ve yerel kalkınma onun için sadece dosya değil, bizzat sahada yürütülmesi gereken meselelerdi.
2003 yılında, görevli olarak gittiği Ankara’dan dönerken geçirdiği trafik kazası Türkiye’yi yasa boğdu. Vefat ettiği gün, sosyal medyanın olmadığı zamanlarda bile onun ardından yazılar, şiirler döküldü gazetelere.
Tokat’ta, Aydın’da, Erzincan'da, Denizli’de yüzlerce kişi sokaklara döküldü. Çünkü bir vali değil, bir dost uğurlanıyordu.
Yıllar geçti. Adı okullara, spor salonlarına verildi. Ama asıl izi, Anadolu’nun sessiz köylerinde, unutulmuş okullarında, bir zamanlar onun dokunduğu insanlarda kaldı.
Bazı yöneticiler gelir geçer, iz bırakmaz. Bazılarıysa izlerini, silmek mümkün olmayan yerlerde bırakır, yani kalplerde.
Onun sıra dışı hayatı sadece görev yaptığı illerde değil, ekranlarda da iz bıraktı. 2006 yılında TRT’de yayımlanan Köprü adlı dizi, Recep Yazıcıoğlu’nun Erzincan Valiliği sırasında yaşadığı olaylardan esinlenilerek çekildi. Vali karakterini usta oyuncu Erdal Beşikçioğlu canlandırdı. Dizi, sistemle çatışan ama halkla bütünleşen bir valinin mücadelesini anlatıyordu.
Bir bölümde vali karakteri çamurlu bir okul bahçesinde çocuklara kitap dağıtıyordu. Bu sahneye dair dizinin senaristi yıllar sonra şöyle demişti:
“Biz uydurmadık. Gerçek Recep Yazıcıoğlu bunu yapmıştı. Hatta çocuklardan biri hâlâ o kitabı saklıyormuş.”
Recep Yazıcıoğlu’nu yalnızca bir görevle değil, bir anlayışla hatırlamak gerekir.
Devlet, halkın arasında soluk alıp veren bir organizmadır. O bunu en iyi bilenlerden biriydi.
Özlediği, istediği, hayal ettiği ülke olur muyuz bilinmez, lakin onu özlediğimiz doğrudur.
Kalplerde iz bırakan Vali Recep Yazıcıoğlu'nu rahmet ve minnetle anıyorum.
Kalın sağlıcakla...